loader
Türkiye Afrin'deki stratejiyi Doğu Akdeniz'de uyguluyor

Türkiye Afrin'deki stratejiyi Doğu Akdeniz'de uyguluyor

‘Türk deniz gücü aynı anda Karadeniz’de, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de tatbikat yaparken kendi ürettiği savunma araçlarını kullandı... Türkiye artık iyi bir kıyı savunma gücünden açık denizlerde bir güç olma yolunda. TCG Anadolu’nun inşası bunun göstergesi.’

GÜNTER SEUFERT / ALMAN DIŞ POLİTİKA UZMANI

‘Türk deniz gücü aynı anda Karadeniz’de, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de tatbikat yaparken kendi ürettiği savunma araçlarını kullandı... Türkiye artık iyi bir kıyı savunma gücünden açık denizlerde bir güç olma yolunda. TCG Anadolu’nun inşası bunun göstergesi. Bu savaş gemisinden sadece helikopterler değil savaş uçakları da havalanabilecek’

Alman dış politikasının belirlenmesinde etkili Bilim ve Politika Vakfı (SWP) uzmanlarından Günter Seufert ‘Türkiye deniz gücü olma yolunda’ başlıklı bir makale kaleme aldı. 9 Mayıs 2019 tarihli Le Monde gazetesinde yayımlanan makalenin geniş bir özetini, Ali Mercan’ın çevirisiyle yayımlıyoruz. Ara başlıklar bize aittir.

Türkiye Yönetimi Akdeniz’de enerji ve savunma politikalarında artan bir gerginlik süreci izliyor. Bu şekilde NATO ve komşularından tecrit oluyor. Aynı zamanda Başkan Erdoğan müttefik olarak Rusya’yla iş yapıyor ve bunu iç politikada olumlu anlamda değerlendiriyor.

Türkiye, geçen Şubat sonu ve Mart başında tarihindeki en büyük deniz tatbikatını yaptı. Bu, Avrupa kamuoyunun dikkatini pek çekmedi. Ankara bu filo politikasıyla çifte hedef gözetti: Türk deniz gücü aynı anda Karadeniz’de, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de tatbikat yaparken kendi ürettiği savunma araçlarını kullandı. Bilinen savunma gereçleri yanında, kumanda edilebilen gemilerden savunma füzeleri ve silahlı silahsız İHA’lar devredeydi. Bu alanda Türkiye artık birinci ligde. Uzmanlara göre Türkiye artık iyi bir kıyı savunma gücünden açık denizlerde bir güç olma yolunda. TCG ‘Anadolu’nun inşası bunun göstergesi. Bu savaş gemisinden sadece helikopterler değil savaş uçakları da havalanabilecek. Tatbikatlar sanıldığı gibi Karadeniz’de değil, Akdeniz’de gerçekleştirildi. Deniz altındaki doğalgaz rezervlerin araştırılması alanında Türkiye devreye girmiş oldu.

KIBRIS’TA ASKERİ ÜS İNŞASI

Daha Şubat 2018’de Türk savaş gemileri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Güney Kıbrıs) münhasır bölgesinde arama yapan İtalyan şirketi ENI’nin petrol arama platformunu kovmuştu.

2012’de de Başbakan Erdoğan doğalgaz alanlarında askeri güç kullanılmasına karşı çıkmıştı. Ancak Şubat 2019’da yapılan açıklamada Erdoğan “Türkiye Doğu Akdeniz’de gerekli her yola başvurma hakkına sahiptir” dedi. Ağustos 2018’de Gazimagusa’da bir gemi üssü ve yine buraya yakın Geçitkale’de de askeri havaalanı inşasına karar verildi.

Türkiye’nin Mısır, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la arasının iyi olmaması yanında daha önemli bir sorunu daha var: Türkiye kendisini 1992’de kararlaştırılan BM Denizler hukuku (Unclos) kurallarına bağlı hissetmiyor. Türkiye, anlaşmanın anakaranın kıyıları için geçerli ama adalar için geçersiz olduğunu savunuyor. Ayrıca Türkiye adayı “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanımıyor ama KKTC’yi tanıyor.

TPAO ile KKTC arasında anlaşma yapıldı. Türkiye, bütün diğer ilgili komşularına rağmen Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yataklarının barışçı yoldan paylaşılması için anlaşma yaptı.

‘DOĞALGAZ FORUMU’ TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALIYOR

Buna karşılık 14 Ocak 2019’da Yunanistan, İsrail, Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs), Mısır, Ürdün, Filistin ve İtalya enerji Bakanları Kahire de ‘Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ olarak bir araya geldiler. Söz konusu Doğalgaz Forumu açık olarak Türkiye’yi hedef almaktadır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Doğalgaz arama olanaklarını ortadan kaldırmayı hedefliyorlar. Mısır bu işi önüne koymuştur. Birkaç yıl öncesine kadar bu komşu ülkelerle iyi ilişkileri olan Türkiye, artık tamamen kaybetmiş oldu.

 

DOĞU AKDENİZ’DE TÜRKİYE’YE KARŞI KONUMLANIYORLAR

Ekim 2018’de Atina, Lefkoşe ve Kahire üçlü zirvesinde, enerji alanında ortak hareket edilmesi kararlaştırıldı. Mısır bütünüyle Kıbrıslı Rumların tarafını tuttu. Ankara’nın 27 Şubat 8 Mart 2019 tarihleri arasında yaptığı silah gösterisi, bu cepheye karşı bir tavır olabilirdi. Bu adımla Türkiye Doğu Akdeniz’de konumunu güçlendirebilir mi? Bu bir soru işareti.

İlk tepki Washington’dan geldi. Doğu Akdeniz’de bugüne kadar sessiz kalan Amerika 20 Mart 2019’da Mike Pompeo aracılığıyla açık tutum aldı. Pompeo, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Yönetimi liderleriyle Kudüs’te bir araya geldi. Dört devletin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar, güvenlik ve refahı istemeye mecbur oldukları belirtildi. Enerji politikalarıyla ilgili kararlarda bağımsızlığın ve Doğu Akdeniz’in güvenliğinin her türden zararlı dış etkene karşı savunulması öngörüldü. Bu tutumla Türkiye’nin işaret edildiği, hem Türkiye hem de Yunanistan basınında yer aldı. Kısa bir süre sonra Washington’dan Cumhuriyetçi senatör Marco Rubio ile Demokrat Bob Menendez, ‘ABD’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı konumlanmasını’ öngören bir yasa teklifi sundular. Tasarıda ayrıca 1987’de kararlaştırılan, Güney Kıbrıs’a yönelik silah ambargosunun kaldırılması da istendi. Son bir madde olarak devredilmesi planlanan 124 adet F-35’in teslimatının durdurulması eklendi. Senatörler bu yoldan Ankara ve Washington ilişkilerini sallantıya sokmakla kalmadılar, Türkiye’nin NATO içinde Batı’yla ilişkilerini sorgulamaya açtılar.

ABD’NİN S-400 TELAŞI VE F-35 TEHDİDİ

Bunda en önemli etken Türkiye’nin en gelişmiş füzesavar sistemi olan S-400 ısmarlamış olması. Bu yılın haziran ayında bunlardan ikisinin teslimatı başlıyor. Aynı dönemde, Türkiye’nin de yatırım aşamasında katkı sağladığı F-35 siparişlerinin teslimatı var. Washington bundan çok tedirgin, soruları şu: Türkiye gibi bir NATO müttefiki rakip tarafın savunma sistemini alırsa bunu neyle izah edeceğiz? Rusya’nın askeri danışmanları Türkiye topraklarında askerlere NATO aleyhinde hangi telkinlerde bulunacaklar? Bu savunma sistemleriyle Türkiye kendisini kimden koruyacak? Ayrıca Moskova’nın “Dünyanın en iyi savaş uçaklarının” şifrelerini çözme korkusu da cabası. Bu nedenlerle ABD Dışişleri Bakanlığı, S-400’lerin yerleştirilmesine karşı Türkiye’ye aylardır tehditler savuruyor. Kasım 2018’de Pentagon sadece F-35 vermemekle değil bunun yanı sıra Türkiye’yi bütün programdan silmekle tehdit etti. Anlaşmalara aykırılık nedeniyle cezalandırmalar ve Rusya’nın savunma sanayisine yaptırımlar da söz konusu. Bunun üzerine ABD Türkiye’nin askeri yeteneğini güçlendirecek her aracın transferini durdurmakla tehdit etti. Bütün aksamıyla birlikte durdurulacak olan F-35’lerin Yunanistan tarafından alınma olasılığı gündeme getirildi. Bu yoldan Türkiye’nin Ege’de zayıflatılması hedefleniyor.

TÜRKİYE İLE RUSYA S-500’Ü ORTAK ÜRETEBİLİR

Bütün tehditlere rağmen Ankara, Rusya ile sözleşmelerine bağlı kalıyor. Mart 2019’da Erdoğan daha ileri gitti, Rusya ile ortak silah üretimini önüne koydu. S-400’ün devamı olan S-500 üretimi birlikte olabilir.

Rus savunma sistemi neden Türkiye için bu kadar kaçınılmazdır? Genelkurmay Başkanı S-400’lerin yerleştirilmesinin Ege, Suriye sınır boyları veya İran’a karşı değil özellikle Ankara ve İstanbul’a göre olacağını belirtti. Bütün uzmanların birleştiği gibi bu durum Türkiye’nin Batı’ya karşı büyük bir güvensizlik içinde olduğunu gösteriyor. Erdoğan ve Türkiye Yönetimi 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ABD tarafından yönlendirildiği konusundan kesinlikle şüphe duymuyorlar. Üstelik bu darbe girişiminde ana figür olan Fethullah Gülen’in iade edilmemesi ilişkileri iyice zorlaştırıyor.

Özellikle son birkaç yıldır Türkiye’nin Washington ve genel olarak Batı’ya karşı tavrını radikal şekilde serleştirdiği görmezden gelinemez. İktidar partisi 31 Mart seçim kampanyasında da ABD ve Avrupa’yı tehdit unsuru olarak gösterdi. PYD ve PKK milisleriyle koordinasyon özellikle gündeme getirildi. Mart 2018 Afrin harekatında Türkiye, bunun ulusal güvenlik için zorunlu olduğunu açıklamıştı. Şimdi aynı strateji Akdeniz’in doğusu içinde uygulanıyor. Ankara için sadece vurucu gücü yüksek bir ordu, ulusal güvenliği sağlayabilir.

Hükümet yanlısı düşünce kuruluşu TASAM’a göre ‘Jeopolitik çıkarlar’ sadece Çanakkale ve Ege’de değil aynı zamanda Kıbrıs için de söz konusudur. Türk deniz politikası uzmanlarına göre Anadolu yarımadasının güvenliği Kuzey Kıbrıs olmadan tehlikededir.

CEM GÜRDENİZ’İN ÖNGÖRDÜĞÜ ÜÇ ÇIKIŞ

Eski Donanma Komutanı Cem Gürdeniz, 21. yüzyılda Türkiye’nin bir deniz gücü olabilmesi için üç jeopolitik çıkış öngörüyor: “Birincisi Akdeniz’in doğusundaki deniz altı enerji kaynaklarına yönelmek. İkincisi Akdeniz’e inmeye çalışan sözde Kürdistan’ın geleceği. Üçüncüsü Kıbrıs’ın geleceği.” Türk stratejist Gürdeniz’e göre “Bütün bu konularda Batı, Türkiye’nin milli çıkarlarına karşıdır.” Bundan şu sonucu çıkarıyor: “Türkiye Rusya ve Çin’e yönelmelidir.”

Doğu Akdeniz’de bulunan doğal gaz büyük miktarlarda değil ancak bu sorun Türkiye ile Batı arasında kesin bir kırılmaya yol açabilir. İkinci Dünya Savaşından beri Türkiye ve Amerika hiç bu kadar saç baş yolmamışlardı. AB-Türkiye ilişkileri de hiç bu kadar keskinleşmemişti.

KAYNAK;AYDINLIK.COM.TR

Bu haberi kaynağından okumak için lütfen linke tıklayınız;https://www.aydinlik.com.tr/turkiye-afrin-deki-stratejiyi-dogu-akdeniz-de-uyguluyor-dunya-mayis-2019


Etiketler: TÜRKİYE DÜNYA

Şimdi Paylaş

0 Yorum

Yorum Yap

CAPTCHA Image 

Benzer Haberler

Erasta Antalya, Sömestr Tatilinde Tüm Çocukları “SURVIVORKIDS”e Davet Ediyor !

 

Erasta Antalya, 25 Ocak- 03 Şubat tarihleri arasında sömestr tatilinin en eğlenceli etkinliği “SURVIVORKIDS”e ev sahipliği yapacak. Antalya’ya ilk kez taşınan etkinlik, Erasta Antalya’da her gün saat 14:00-20:00 arasında 07 – 13 yaş aralığındaki tüm ziyaretçilereözel ve ...

Saklı Cennet “Uçansu Şelalesi” Doğa Severlerin Akınına Uğrayacak

Antalya Valiliği doğa turizmine dikkati çekmek amacıyla düzenlediği gezilerin üçünsünü Gündoğmuş’da bulunan Uçansu Şelalesi’ne gerçekleştirdi.

Tarihi İpek Yolu güzergahında bulunan Gündoğmuş Narağacı Ortakonuş Yürüyüş parkuru ve U&ccedi...

ALTIN PEDALLAR ANTALYA MARKASINA GÜÇ KATACAK

Vali Münir Karaloğlu, Tour Of Antalya Bisiklet Yarışı’nın tanıtım toplantısına katıldı. Bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek Tour of Antalya’nın gelecek vadeden ve geleneksel hale geldiğinde Antalya’nın marka değerini yükseltecek önemli bir organizasyon olduğuna dikkat çekti.<...