“Ya makul bir faiz oranını benimsersiniz ya da tedbirini alırız”

128

İSO Meclis Toplantısı’nda konuşan Başbakan Yıldırım, bankaları uyardı. Yıldırım, “Tren kalkıyor hareketten önce son çağrıyı yapıyorum ya adam gibi makul bir faiz oranını benimsersiniz veya biz bunun tedbirini alırız. Bunu bankacılarımız bir tehdit olarak algılamasın. Elimizde araçlarımız var. Ellerinden parayı falan alacak değiliz. Aracımız olduğunu bilsinler” diye konuştu.

Başbakan Binali Yıldırım, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) Beyoğlu’ndaki yeni hizmet binasının açılışı ve meclis toplantısında yaptığı konuşmada, ülkenin göz bebeği reel sektör temsilcilerinden İSO’nun aylık meclis toplantısına katılmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğunu dile getirerek, dostlukları arttırmak, bağları güçlendirmek, geleceğin dünyasına birlikte hazırlanmak için Türkiye’yi daha da büyütmek için hep birlikte gayret gösterildiğini söyledi.

Türkiye’nin sanayi üretiminin yüzde 34’ünü, istihdamın yüzde 16’sını oluşturan İSO’nun bu meclis toplantısının, ülke, sanayiciler ve iş alemi için hayırlı sonuçlara vesile olmasını dileyen Yıldırım, “Sanayileşmek milli bir davadır. Sanayicilik yapmak, bir sevda işidir. Para kazanmak için tercih edilecek en öncelikli iş değildir. Para kazanmanın birçok yolu var, en zor yollarından biri de sanayici olmaktır. Bunu kendi ölçüsünde denemiş, sanayicilik de yapmış, ağır sanayide de çalışmış bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Para kazanabilirsiniz ama bir eser, bir ürün ortaya koymanın verdiği hazzı yaşayamaz. Bir imalat, bir ürün yaptınız onun için bin bir zahmete katlanırsınız. Geceniz, gündüzünüz olmaz ama işin sonunda başarınca bütün yorgunluğunuz gider, ne para kazandığınızı düşünürsünüz ne para kaybettiğinizi düşünürsünüz. Sanayicilik kutsal, çileli bir iş ama memlekete de iz bırakan bir iş” diye konuştu.

“KÜRESEL KRİZ, YAVAŞ YAVAŞ ETKİSİNİ KAYBEDİYOR” 

Sanayicilerin, ülkenin medar-ı iftiharı olduklarını belirten Yıldırım, Türkiye kalkınıyorsa, dünyada sayılı ülkeler arasında yerini alıyorsa sanayicilerin yaptığı yatırımların, üretimlerin bunda çok büyük bir katkısı olduğunu vurguladı.

Başbakan Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:

“Dünya, 2008 sonundan beri krizde ama bu sene iyi haberler geliyor. Dünya büyümesi 2002’de yüzde 2.2 civarında gerçekleşti ama bu yıl dünya büyümesini 3.8 olarak revize ettiler. Dolayısıyla artık dünyada da büyüme başlıyor. Bu ne demektir? Küresel kriz, yavaş yavaş etkisini kaybediyor, dünya tekrar büyüme yoluna girmiş oluyor. Fakat bu tahminleri yapanlar, dünya ile ilgili, başka ülkelerle ilgili tahminleri yaparken, sonucu beklemeden yapıyorlar. Bizimkiler de Türkiye’ye sıra gelince, Türkiye büyümeyi gerçekleştirdikten sonra tahminlerini revize ediyorlar. Böyle bir farkımız var. Burada da bir gadre uğradığımız doğrudur. 15 Temmuz alçak darbe girişiminden sonra çok aceleci davrandılar. Türkiye’ye ardı ardına bir darbe de bu değerlendirme kuruluşları maalesef vurdu ama biz yılmadık, usanmadık, milletimize, ülkemize, sizlere güvendik her türlü olumsuzluğa rağmen tedbirlerimizi aldık. Şimdi de bunun semeresini görüyoruz. Dünyada Çin ve Hindistan’dan sonra 3 numaraya yerleştik. Avrupa’nın iki katı.”

“ŞİMDİ YÜZ YIKAMA ZAMANIDIR” 

Anayasa değişikliği referandumunda, bu ilkbaharda, bu yazda Türkiye ekonomisinin, büyümenin çok daha güzel, çok daha iyi olacağını söylediğini hatırlatan Başbakan Yıldırım, “Bunları söylerken tabii dudak büküyordu birçok insan ama bu bir kehanet değil. Niye değil? Çünkü biz bir yandan halk oylaması için kampanya yaparken, bir yandan da parlamentoyu boş tutmadık, çalıştırdık. Son bir aya kadar esas itibarıyla 8 Kasım ABD seçimlerinden sonra orada oluşan kısa süreli kur kaynaklı dalgalanmayı ve bunun ülkemize, iş alemimize, sanayicimize getireceği olumsuzlukları derhal gördük.” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Binali Yıldırım, ardı ardına birçok tedbir aldıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Eğer biz bu 250 milyarlık kredi hacmini oluşturmasaydık bugün 30 bin tane sanayici iş adamı göçmüştü. Bankalar, zora girmişti. Ekonomi maalesef zora girecekti. Ama bugün Allah’a şükür bankalar da rasyolarını daha da arttırdılar. Bankaların rasyoları 2016’da 15.5 civarındayken, şimdi 16,4’e çıkmış. Rusya’da bu oran 13, Çin’de 12.7, Avrupa’da zaten Maastricht kriterlerinin çok üzerindeyiz. Referans yüzde 12’inin de üzerindeyiz. Her şey güzel de bankalar niye faizleri bu kadar yüksek tutuyor. Yüzde 14’ten parayı toplayacaksın, sanayiciye, iş adamına kaçtan kullandıracaksın? Yüzde 18,19,20 insaflıysa 25’e kadar gidiyor. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Bunu daha önce bir vesileyle söyledim. Bu hareketten önce son çağrıdır, bak açık söylüyorum; İSO’nun toplantısında söylüyorum. Tren kalkıyor hareketten önce son çağrıyı yapıyorum ya adam gibi makul bir faiz oranını benimsersiniz veya biz bunun tedbirini alırız. Bunu bankacılarımız bir tehdit olarak algılamasın. Elimizde araçlarımız var. Ellerinden parayı falan alacak değiliz. Aracımız olduğunu bilsinler. İstiyoruz ki doğal seyrinde işler düzelsin. Nasıl kredi garanti fonuyla kaynak ürettiysek, diğer tedbirlerimizle iş alemini rahatlattıysak, bankalar da çaresiziz diye düşünmesinler. Elimizde araçlarımız var, o araçları kullanmaktan çekinmeyiz. Ama istiyoruz ki bu, tatlılıkla olsun. Şimdi bu hükümet, bu kadar yükünüzü aldı, temerrüte düşecek kredilerinizi yeniden yapılandırdı, sizi rahatlattı, rasyolarınz arttı, karlarınız uçtu gitti. Bizde bir tabir var; el eli yıkar, el de döner yüzü yıkar. Şimdi yüz yıkama zamanıdır. Bankaların görevlerini yapmalarını sanayiciler adına bekliyoruz. Çok da zamanımız yok. Çünkü hepimiz aynı gemideyiz yani böyle bir kar sanayide var mı? Yok. Çalış, çabala, terle, akıl teri, alın teri… Sonunda bakıyorsun el elde baş başta. Her şart altında kazanan bir sektör olur mu kardeşim? Her seferinde dört ayak üstüne düşüyor. Böyle bir şey olmaz. Bu işin karı da var, zararı da var. Kar, zararın kardeşi. Zarar etme risk olunca ‘aman hükümet bize sahip çıkın.’ Tamam çıktık. Şimdi de paralar geliyor, siz de millete, sanayiciye sahip çıkın. Takipteki kredilerde azalma var. 3,24’müş geçen sene, bu yıl 3,19’a gerilemiş çeklerdeki, takipteki alacaklılar. Bu oran AB’de yüzde 5’in üzerinde.”

“Göstergelerimize bakıyoruz, hepsi dünyanın göstergelerinden iyi” diyen Yıldırım, şunları kaydetti:

“Bankalara bakıyoruz, faize, enflasyona vesaire, burada işler tersine dönüyor. Bunda bir yanlışlık yok mu? Siz bu işin erbabısınız, burada bir yanlışlık var. Bu doğal bir şey değil, sürdürülebilir de bir şey değil. Bunun çaresi var. Bu işi, biz tek taraflı yapmak istemiyoruz. Bankalara diyoruz ki ‘Gelin kardeşim, bak aklınızı başınıza alın, mevduat toplama yarışına girmeyin.’ Birbirleriyle yarışıyorlar. ‘Ne veriyorsun?’, ’13’, ‘Ben 13,2.’ Sanki efendim, balık mezbahasında müzayede yapıyor. Olur mu böyle şey? Parayı toplayacaksınız, sonra o parayı kullandıracak kimse bulamazsan ne yapacaksın? Turşusunu mu kuracaksın paranın? Alacaksın, bir yere vereceksin. O verdiğin yer de onu alacak… Şimdi sizin bütün çalışıp çabalayıp elde ettiğiniz katma değerin yüzde 55’ini finansman gideri olarak… Böyle bir şey olur mu? Bunun işçiliği, elektriği, nakliyesi, ham maddesi var. Hepsinin 55’ini bir seferde bankalara verdikten sonra geriye kalan 45 ile de nasıl geçineceksen geçin.”

Başbakan Yıldırım, finansman meselesinin sanayinin gelişmesinin önündeki en büyük engel olduğunu dile getirdi.

Bunun, Türkiye’nin büyümesi ve kalkınmasının önünde en büyük engel olduğunu, bunu sadece sanayi için dile getirmediğini aktaran Yıldırım, “Tam bir darboğaza girmiş durumdayız işte. O enflasyonu, enflasyon faizi tetikliyor. Tamamen bir çıkmaz. Halbuki Türkiye nasıl kalkınacak? Üretecek, istihdam yapacak, yatırım yapacak, ürettiğini satacak. Dolayısıyla da satınca katma değer oluşacak, refah artacak. Sonra da o refahı adil bir şekilde paylaştıracağız. Herkes o refahtan adil bir şekilde payını alacak. Bizim, yapmamız gereken sürdürülebilir kalkınmayı garanti altına almaktır. Yatırımcıların yatırımlarının kapsayıcı olması lazım. Kalkınmanın kapsayıcı olması lazım. Bunları yapacak imkanımız var. Konuşmanın sonunda Erdal Bey bir şey söyledi. ‘İstikrar ve güven.’ İstikrar ve güven bu işin iki sihirli kelimesidir. Türkiye’de var mı bu? 15 senedir var mı? Var. Var olduğu için bir Türkiye üç Türkiye oldu. Var olduğu için o büyük projeler yapıldı. Var olduğu için etrafımız ateş çemberi olduğu halde büyümeye hız kesmeden devam ettik” şeklinde konuştu.

“BUNDAN SONRA BÜYÜME DAHA DA ARTACAK”

Binali Yıldırım, 2016’nın en zor yıl olduğuna dikkati çekerek, darbe teşebbüsüne rağmen büyümenin sürdüğünü vurguladı.

Tek istisnanın 2009 olduğunu anımsatan Yıldırım, “Hepsi geride kaldı. Birkaç rakam da ben vereceğim. Sizin, herkesi, üreticilerin, iş adamlarının önem verdiği bir endeks var. PMI, satınalma yöneticileri endeksi. Mayıs’ta yüzde 53,5 oldu, son 3,5 yılın en yüksek seviyesine geldi. Bir başka şey. Sanayide üretim kapasite kullanımı yüzde 78,8’e çıkmış. Bu da son 4 yılın en yüksek seviyesinde. Yatırım malları üretimi yüzde 24,7 oranında artmış. Bundan sonra büyüme daha da artacak. Daha fazla büyümenin habercisidir. Yurt dışı yerleşiklerin ülkeye getirdiği kaynak yılbaşından beri 4,5 milyar dolar. Geçen yıl bu 3,2 milyar dolardı. Güven var. Ülkeye yatırım… Gün geçmiyor ki yurt dışından cazibe merkezinde yatırım yapmak isteyenler geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Gelen müracaatların 100 milyara ulaştığı bilgisini veren Yıldırım, müracaat sayısının da 3 bini geçtiğini dile getirdi.

Çalıştırılması taahhüt edilen çalışan sayısının 450 bin olduğunu kaydeden Yıldırım, bunun sonucunda o bölgede terörün barınamayacağını söyledi.

Başbakan Yıldırım, zamanın ve enerjinin lüzumsuz işlerle azaltıldığını aktararak, şöyle konuştu:

“Türkiye’nin imkanları, kaynakları, istikrarı, her şeyi var. Bir kör dövüşüdür gidiyor. Bu siyasette de iş alemininde de başka alanlarda da var. Türkiye ve millet bunu hak etmiyor. Millet daha güzel şeyler duymak istiyor. Sürekli gerginlik, sorun… Kendimize, ülkemize ve geleceğimize haksızlık ediyoruz. Halbuki her şey var, güçlü siyasi irade desen var, istikrar desen var. Dünyanın hangi ülkesi böyle bir darbeyi silaha, tanka, topa karşı göğsünü siper etmiş, bayrağını yere düşürmemiş, ezanlarını dindirmemiş ve darbecilere darbeyi vurmuş. Böyle bir milletin olduğu yerde bize düşen çalışmak ve üretmektir. Her türlü olumsuzluğa rağmen, ihracatımızın kilo başına parasal değerini 1 dolar artırmışız. Yetmez. Katma değeri daha fazla artırmamız lazım. Onun için de daha fazla araştırma geliştirme…”

Yıldırım, Ar-Ge’ye ayrılan payı Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 3’üne kadar yükseltmeyi amaçladıklarını ifade etti.

Yıldırım, geçmişte Ar-Ge bütçelerinin devlet tarafından finanse edildiğini şimdi ise özel sektörün de bu konuda yatırım yapmaya başladığını, bunun da sevindirici bir gelişme olduğunu dile getirdi.

Ar-Ge konusunun zihinsel bir dönüşüme ihtiyaç duyduğunu kaydeden Yıldırım, şunları söyledi:

“‘Ar-Ge bütçesini artıralım’ demekle olmaz. İş adamları, sizin, buraya yapılan harcamaları fuzuli harcama olarak görme lüksünüz yok. Eğer yarışta öne geçmek istiyorsanız farklı olmanız lazım. Farklılığı nasıl sağlayacaksınız? Herkesin yaptığı iş, harcıalem iştir. Oradan bir şey gelmez. Bazılarının yaptığı işi yaparsanız bir adım öne geçersiniz ama hiç kimsenin yapmadığı işi yaparsanız o zaman herkes sizin arkanıza takılır. Türkiye’nin mutlaka ve mutlaka mukayeseli üstünlüğü olan alanlara yönelmesi lazım. Mutlak üstünlüğümüz yok. Doğal gazımız yok, petrolümüz yok ama bizim kaynağımız var, insanımız var, genç nüfusumuz var, beşeri sermayemiz var.”

Türkiye’nin genç nüfusunun terörün ağına düşürülmemesi gerektiğini kaydeden Yıldırım, “Onları, Türkiye’nin aydınlık yarınlarına hazırlamamız lazım. Daha güzeli onlara göstermemiz lazım. Daha güzeli ne? Kalkınmış bir Türkiye. Sorunlarını çözmüş, terör belasından kurtulmuş, insanları arasındaki kutuplaşmayı değil kaynaşmayı sağlamış, hep aynı yöne, aynı hedefe kilitlenmiş bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bunu gerçekleştirecek her türlü şartımız var, her türlü imkanımız var. Neyimiz eksik? Adım atmamız lazım. Enerjimizi azaltan işleri bir kenara bırakıp artık bölünmüş yollar var, otoyollar var, köprüler var, tüneller var, tam yol ileri. Durmak yok, yola devam. Parolamız, aynen geçerli bundan sonra da” ifadelerini kullandı.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Başbakan Yıldırım, anayasa değişikliği referandumu kampanyası döneminde çok şeyin konuşulduğunu hatırlatarak, vatandaşın sonunda kararını verdiğini söyledi.

Bunun “Hayır” diyenler için de ‘Evet” diyenler için de kolay bir karar olmadığını vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü büyük bir reform. Bütün yönetim alışkanlıklarını değiştiren, yepyeni bir model getiriyoruz. ‘Hayır’ kampanyası yapan arkadaşlarımız bir anlamda bize göre daha avantajlı başladılar. Neden? Çünkü bilinen, denenmiş, sorunlarıyla bugüne gelmiş bir şeyi anlatıyorlardı. Biz ise balın faziletlerinden bahsederken bala parmaklarını bandıracak bir imkan veremiyorduk. Geleceği anlattık. Hayallerimizi anlattık. Ülkenin neler kazanacağını anlattık. Sağ olsun milletimiz itibar etti ve bu iş bitti. Bu anayasa değişikliği ne getiriyor biliyor musunuz? Bu anayasa değişikliğinin kısaca getirdiği, bu bahsettiğiniz güven ve istikrarı kalıcı hale getiriyor. Yani seçimden seçime ‘Acaba efendim iktidar olacak mı olmayacak mı?’ meselesi kalkıyor. Vatandaş, sandıkta yüzde 50+1 ile iktidarı belirliyor. Başka yolu yok bunun. Dolayısıyla her zaman tek başına güçlü iktidar garanti altına alınıyor. İstikrar sürekli hale geliyor. 5 seneden 5 seneye mutlaka güçlü bir iktidar var, sürekli istikrar var. Yasamayla yürütme arasındaki geçişler, çatışmalar büyük ölçüde ortadan kaldırılıyor. Yasama, daha fazla etkinlik kazanıyor. Yasama faaliyetleri tamamen Meclis’in inisiyatifine geçiyor. Hükümet, Meclis üzerine çökmüyor. Meclis verirse yasa veriyor, vermezse de iş de tıkanmıyor. Kendi işlerini görecek, vatandaşın işini kolay edecek bütün imkanları da veriyor.”

Binali Yıldırım, yeni yönetim sisteminin yönetimde uzlaşma kültürünü getirdiğini belirterek, “Niye? Çünkü sandıkta iki tane eşit irade tanımlıyor vatandaş. Birinin birine verdiği iradeyi, yürütmeye verdiği iradeyi yasamaya da veriyor dolayısıyla iki tane vatandaştan yetki almış irade var. Bunlar arasında bir kriz olursa ellerine eşit silahlar da vermiş. Birisi silah çekerse diğeri de, -tırnak içinde söylüyorum-, diğeri de çekiyor. Mecburen birbirlerini yok etmek yerine oturup anlaşacaklar. Sistemin böyle bir güzelliği de var. Bu bir mühendislik projesidir. Onu bilin. Öyle hesabı kitabı yapılmış bir iştir. Deneyeceğiz, 2019’da” diye konuştu.

Türkiye’nin bu sistemle artık bölünme korkusunu tamamen geride bırakacağına işaret eden Yıldırım, “Zaman zaman ülke bölünecek korkusu yaşayanlar var ya… Öyle bir şey yok. Neye dayanarak söylüyorum? Çünkü yüzde 50+1 oy almadan iktidar olamıyorsunuz. Yüzde 50+1 oyu da almak için Türkiye’nin her köşesinden oy almanız lazım. Doğusundan batısından, kuzeyinden güneyinden her yerden. Dolayısıyla milletin her renginin, her tonunun desteğini almanız gerekir. Birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde üniter yapıyı koruyarak, toprak bütünlüğümüzü koruyarak yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’yi büyüteceğiz.” dedi.

BÜROKRASİNİN AZALTILMASI

Bürokrasi azaltılması konusuna değinen Yıldırım, şunları söyledi:

“Bürokrasinin azaltılması… Doğru biz de şikayetçiyiz. Bakın geçen gün Sayın Cumhurbaşkanımız ve biz bir açıklama yaptık. 180 günlük bir eylem planı, yani 6 aylık bir eylem planı. 2017’nin sonuna kadar… Bunu Bayram’dan sonra ele alacağız ve kamuoyuna ilan edeceğiz. Bu eylem planının içinde bürokrasinin azaltılması var, iş süreçlerinin hızlandırılması var, önceliklere göre devletin yapacağı işlerin yeniden tanımlanması var ve devlet mekanizmasının çok daha hızlı çalışmasını sağlayacak tedbirlerimiz var. Her alanda var. Yani sadece iş alemini kastetmiyorum, sanayicileri kastetmiyorum. Bütün toplum kesimlerinin beklentilerini karşılayacak tedbirlerimiz var. Bunların bazıları, bazılarının hoşuna gitmeyebilir, alınacak tedbirler. Önce iğneyi kendimize batıracağız. Önce kendimize çeki düzen vereceğiz sonra vatandaştan isteyeceğiz. Söylediğimiz zaman vatandaş ne diyecek? ‘Kardeşim sen bize nasihat edeceğinize kendinize bir bakın…”

KDV konusunun yeni baştan çalışıldığını, gözden geçirileceğini söyleyen Yıldırım, “Burada çelişkiler var. Bu kayıt dışılığa da sebep oluyor, mahsuplar, geri ödemeler vesaire… Bunlarda maalesef sıkıntılar yaşanıyor. Zamanında almanız gerekeni almıyorsunuz, bir yerde yüzde 1 KDV var aynı üründe yüzde 8 var, onların arasını dengesini tutturamıyorsunuz, siz detayları daha iyi biliyorsunuz. Bunu da yeni baştan ele alacağız” diye konuştu.

Kamu alımları konusuna değinen Yıldırım, “Prensip şu: Kamu alımlarını mutlaka ağırlıklı olarak yerlileştirme ve millileştirme… Buradaki prensibimiz bu. Kamu alımlarının nasıl alınacağı belli. Ekonomiye, ciddi anlamda katkı sağlayan önemli bir kalem. Burada bundan daha önemlisi burada yerlilik ve millilik. Bu olmadıktan sonra ne olur? Cari açığımız artar. Zaten bizim finansla ilgili sorunumuz buradan geliyor. Dolayısıyla sonuç istediğimiz gibi olmayabilir. O bakımdan kamu alımlarında yerlilik ve milliliği esas alacağız ve burada da sanayicilerimizin beklentilerini dikkate alacağız” ifadesini kullandı.

Yıldırım, yerlilik ve millilik vurgusu yaparak, bu olmadığı zaman cari açığın artacağını, zaten finansla ilgili sorunun buradan geldiğini, dolayısıyla sonucun istendiği gibi olmayabileceğini söyledi.

Bu bakımdan kamu alımlarında yerlilik ve milliliğin esas alınacağını, burada da sanayicilerin beklentilerini de dikkate alacaklarını belirten Yıldırım, “Niye olmuyor bu iş ben size söyleyeyim, yine bürokrasiden dolayı. Bürokrat risk almak istemiyor. ‘Ne lüzumu var kardeşim? İşte bilinen, kendini ispat etmiş ürün varken, filanca şu işi yapıyormuş. Ya olmazsa, ya çalışmazsa, benim başım belaya girerse’ diye, gidiyor öyle karar veriyor. Ben bunu yaşamış biri olarak bunu söylüyorum” ifadesini kullandı.

Bakanlığı döneminde Devlet Demir Yolları’na ray alacaklarını anlatan Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

“Üç sene ray alamadık. İhale oluyor, iptal oluyor. İki tane firma var. Adamlar anlaşarak, bize kadar, tahterevalli gibi satmışlar istedikleri paradan. Biz geldik sıkıştırınca bunları, bu sefer birbirlerine girdiler. O alınca öbürü itiraz ediyor, iptal ettiriyor. Öbürü alınca bu… Bizi maskara ettiler. En sonunda dedim ki ‘Biz bunlardan bu malları almayalım.’ Ne yapalım? Karabük’ü çağıralım. Karabük de o ara kapanacak, durumu vahim. Dedik ki sen bu rayları yapabilir misin? Yaparız. Ne istiyorsun? Şu kadar alım garantisi. Verdim gitti. İhtiyacımız onun on katı. Peki ne kadar süre istiyorsun? Şu kadar. Anlaştık, kulağımız rahat. İki ay geçti, adamlar iki gözü iki çeşme geldiler. ‘Şartname çıktı, biz ihaleye giremiyoruz.’. Niye giremiyorsunuz? Arkadaşlarla konuştuk. Bunlardan alacağız, yazın çizin. Yerli olsun, lüzumu yok pahalı da olsun, zaten imkan var yüzde 15. Yazdıkları şey ne biliyor musunuz? Üretilen rayların, yurt içinde, yurt dışında kullanılmış olması ve sağlamlığının tecrübe edilmiş olması. Nasıl olacak? Bizim söylediklerimizin hepsi boşa gitti. Aldım o şartnameyi yırttım, siparişi de verdim adama. Deruhde-i mesuliyet aldım, bir kenara koydum bürokrasiyi, sorumluluk aldım. Bana hesap sorsunlar. Bürokrata sormasınlar. Risk almadan hiçbir şey olmaz. Risk alırsanız, sonuç da alırsınız.”

“ZİHİNSEL DÖNÜŞÜMÜ YAPMAMIZ LAZIM”

Başbakan Yıldırım, yine bakanlığı döneminde gemilere AIS cihazı takılması zorunluluğu getirilmesi üzerine yaşananları ise şöyle anlattı:

“Bir tane elektronik alet. Bunu da dışarıdan alıyorsun. Daha doğrusu gelişmiş ülkelerin adeti bu. Önce bir ürün geliştiriyorlar, o ürünü götürüyorlar bu işlerin uluslararası kuruluşlarına empoze ediyorlar, kural haline getiriyorlar. Kural haline getirdikten sonra da sizi iskeleye yanaştırıyorlar. Dünyada sistem bu. Biz de bunu gördük, bu kural geliyor. Dedik ki bunu biz yapalım. Yine şartname aynı şey. Üç şirkete görev verdik, şunun Ar-Ge’sini yapın. Hazırlayın prototipini, yapın getirin. Para da verdik. Üç taneden ikisi başardı. Ona rağmen kullanma şartı, tecrübe şartı. Çünkü mevzuat öyle. Teftiş korkusu var. Onun için orada da aynı sorunla karşılaştık. Orada da yine inisiyatif aldık. Bu sefer hepsini içeriden aldık, sonra dışarı satmaya başladılar. Ray da öyle. Öyle bir hale geldi ki bize mal vermeye nazlanır oldular. Güzel bir şey. İran’a, Türki Cumhuriyetlere, başka ülkelere satıyorlar. Hem işimizi gördük, hem de dışarıdan satış yapıp para kazanıyorlar. Bunlar iki küçük örnek. Bunların sayısını istediğimiz kadar arttırabiliriz. Onun için bakış açımızı, zihnimizi değiştirmemiz lazım. Zihinsel dönüşümü yapmamız lazım. Bunu biz yapacağız.”

Devlet kuruluşunda çalışırsan, hiçbir iş yapmayınca hiç hata yapılmadığını ifade eden Yıldırım, “Adam ‘Sicili tertemiz’ diyor. Tertemiz de hiçbir şey yapmamış, tabii temiz olacak. Hiçbir sorumluluk almazsan, hata da yapmıyorsun. Ama devlette öğrendiğimiz bir şey var, hiçbir hizmet cezasız kalmaz. Bunu bileceksin, buna göre hareket edeceksin. Allah’a şükür yaptıklarımızın arkasındayız. Sen yük almayacaksın, ben yük almayacağım ne olacak? Bu memleket nasıl kalkınacak? Nasıl gelişecek? El ele vereceğiz, bu işleri yapacağız” dedi.

“ADİL BİR ÇÖZÜM BULACAĞIZ”

Kıdem tazminatı konusuna da değinen Yıldırım, “Kıdem tazminatı, önemli konu. Burada prensibimiz çok açık, bu işin taraflarını bir araya getirip uzlaşma sağlayıncaya kadar gayret etmemiz lazım. Maksat üzüm yemek. Bunun için de anlaşacağız, anlatacağız. Ben eminim ki ülkenin geleceği sadece sanayicinin derdi değil, siyasetçinin derdi değil, çalışanın da derdi. Olmayınca, istediğin kadar iste. Nasıl olacak? Nereden vereceksin? Şimdi artık geçmiş dönemlerin ideolojik sendikacılığı bitti, ücret sendikacılığı bitti. İş yerinin altın üçgeni var şimdi. Çalışan, patron, iş yeri. Bu üçgenin bozulmaması lazım. Burada da sorumluluk herkese düşüyor. Biz hakemlik görevimizi yapacağız ve bu işi çalışanlarımızın hakkına, hukukuna halel getirmeden, onlara zarar vermeden, işverenin de sürdürülemez bir yük almasının önüne geçecek, adil bir çözüm bulacağız. Bu konudaki duruşumuz budur, kararımız budur. Bu iş hukukuyla ilgili serzenişinize, şikayetinize sonuna kadar katılıyorum. Bu sürdürülebilir bir iş değil. Burada da adalet” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yıldırım, adaletten, yargıdan şikayetlerin olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Memnun olan yok. Kimisi yollara düşüyor, kimisi kararları beğenmiyor. Beğensek de beğenmesek de yargı, adalet hepimize lazım. Adalet devletin temeli. Ben çocukken ilçeye giderdim, kaymakamlığın bodrum katında adliye olurdu. Orada istida yazdırırdık babamla katiplere. Hep şöyle düşünürdüm; adalet mülkün temeli demek, bodrum katta bunların yeri burada demek. Öyle anlardım. O zaman mülkün de devlet olduğunu tam kavrayamamıştık, çocuktuk. Şimdi biz onu temelden çıkardık, saraylara taşıdık. Bu işin zarfı. İçerik, mazruf, düzelmesi için zamana ihtiyacımız var. Şikayetimiz var ama imkansız değil. Düzeltebiliriz.”

Yıldırım, yargının bazı dönemlerde örselendiğini anlattı.

Yıldırım, “Yargı çeşitli şekillerde maalesef zemin ve güven kaybetti. Şimdi artık bunu da yeniden tesis etme zamanıdır. Bu konuda yasal düzenlemeleri sıfırdan yapsak bile bu işin normale dönmesi için zihinsel değişime ihtiyaç var” diye konuştu.

Yargının yeniden güven kazanması için yapılması gereken şeylerin belli olduğunu anlatan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Mahkeme kararı bizi mutlu etmeyebilir. O kanun orada yazılı olduğu ve o hükümler yazılı olduğu müddetçe ona rıza göstermemiz lazım. Ne yapacağız? Değiştireceğiz. Maksat o yargılamadan hasıl olmuyorsa yasayı değiştireceğiz. Bunun yolu da parlamentodur, yol değildir. Yollara düşmek değildir. Çalışıp çabalayıp değiştireceğiz. Ana muhalefet partisi, iktidar alternatifi parti onun başkanının yapması gereken parlamentoda bu meselenin takipçisi olmasıdır. Biz de şikayetçiyiz. Sadece o şikayetçi değil. Yunanistan’daydım. Askerleri sordum. ‘O yargının işi biz bir şey yapamayız.’ dedi. Ben de aynı şey söyledim. Biz aynı şeyi söyleyince bu farklı yorumlanıyor. Bakıyorum bazı gazeteler, ‘Hukuk dersi verdi.’ diyor. Nasıl hukuk dersi vermiş? Darbecilerin verilmemesine yargı karar vermiş de ben ona rağmen istemişim. Bakış açısını görebiliyor musunuz? Bu kafalarla memleket bir yere gitmez. Mahkemeler bağımsız, tarafsız kararı veriyorlar. Biz ne yapalım? Karışınca da ‘Niye karıştın?’ Karışmayınca da ‘Niye karışmadın?’ Hangisini yapacağız? En iyisi kenarda durmak. Bize düşen o. Bizle böyle görüyor böyle anlıyoruz.”

Yıldırım, eğitim konusunda sanayicilerin yanında olduklarına vurgu yaparak, bu alanda bir sürü teşvikler getirdiklerini anımsattı.

Eğitimin Türkiye’yi geleceğe taşıyacağını dile getiren Yıldırım, insana yatırımın nesilden nesile gittiğini söyledi.

Yıldırım, eğitimde cimrilik yapmadıklarını aktararak, “15 sene önce. ‘Devletin dört alanda kalması lazım. Güvenlik, adalet, eğitim, sağlık.’ dedik. 15 sene sonra ben bunu ikiye düşürüyorum. Adalet ve güvenlik. Diğer alanlar artık herkesin yapacağı hale geldi. Sağlıkta ciddi bir açılım ve dönüşüm yaptık. Bundan sonrası sağlıkta devletin denetimi ağırlıklı olması lazım. Uygulama daha çok özel sektöre alan açılması lazım. Eğitimde de aynı. Sistemi getirdik. 4+4+4. Okullaşma 2019’a kadar tek tedrisata geçeceğiz. Çok iddialı bir işe girdik. Bunun için 71 bin dersliğe ihtiyacımız var. Bunun da çalışmalarını yapıyoruz” diye konuştu.

Hükümetin değişmeyen önceliğinin daima piyasa dostu yapısal reformlar olduğunu dile getiren Yıldırım, bu bağlamda 24 Mayıs 2016’dan bu yana ekonominin temellerini daha da sağlamlaştıracak reformlara imza attıklarını söyledi.

Yıldırım, 2017’yi üretimde ve ihracatta atılım yılı olarak ilan ettiklerini kaydederek, şöyle konuştu:

“İhracatta yüzde 9 artış var. Üretimde de artış var. Dolayısıyla bu söylediklerimiz hayata geçiyor. Ar-Ge ve yüksek teknoloji yatırımlarına çok büyük destekler vererek, teknolojiyi tüketen değil üreten bir ülke olmak için Ar-Ge reform paketini çıkardık. Ar-Ge konusuna çok önem veriyoruz. Ar-Ge harcaması demek, havaya atılmış para demek değildir. Geleceğe yapılmış yatırım demektir. Daha verimli üretim yapmak için altyapıyı hazırlamak demektir. Şayet, sanayimizin vizyonunu güçlü kılmak istiyorsak üretim ekonomisini kuvvetlendirmek istiyorsak daha çok Ar-Ge yapmamız, daha çok Ar-Ge bütçesi ayırmak mecburiyetindeyiz. Yenilikçilikle, markalaşma ve tasarımlarla yoğurulmak mecburiyetindeyiz.”

Ar-Ge bütçesine ayrılan payı artırdıklarını anımsatan Yıldırım, devletin Ar-Ge için yaptığı yatırımın yüzde 16,5 arttığını söyledi.

Yıldırım, Türkiye’ye yatırım yapılması konusunda çalışmalara devam ettiklerini anlatarak, havalimanlarını, hızlı trenleri ve büyük projeleri boşuna yapmadıklarını kaydetti.

Türkiye’nin geleceğini inşa ettiklerini dile getiren Yıldırım, “Sizlerin daha rahat, daha rekabetçi iş yapabilmeniz için bunları yapıyoruz. Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik mevzuat çalışmalarımız sürüyor. Yatırım ortamının iyileşmesine yönelik mevzuat paketi daha önce çıktı. İş yapmanın kolaylaştırılması sürelerin kısaltılması, maliyetlerin azaltılması için düzenlemeler yaptık. Bu yetmez tabii. Uygulama da biraz zaman alıyor. Zihinsel dönüşüm gerektiriyor. Buna ek olarak cazibe merkezi programını başlatarak, 23 ilimizi yatırımlar için cazip hale getirdik. 2003’den bu yana 183 milyar dolardan fazla doğrudan yatırım girişi oldu. Bunun bir anlamı var. Önceki 15 yıla kıyasladığınızda 10 kattan fazla artış. 14,5 milyar dolar. Bu atılan adımların ne kadar doğru adımlar olduğunu gösteriyor” değerlendirmelerinde bulundu.

Yıldırım, stratejik sektörler ve projelerin uzun vadeli finansmanı için Türkiye Varlık Fonu’nu kurduklarını belirtti.

Yıldırım, enflasyonun düşürülmesi ve uygun şartlarda finansman sağlanması için gelecek günlerde önemli kararlar alacaklarını kaydetti.

Reel sektörün finansmana erişimini kolaylaştırmak için piyasanın ihtiyacına cevap veren bir reformu hayata geçirdiklerini belirten Yıldırım, “Bilirkişilik müessesesini yeniden düzenledik ve aynı şekilde teminat sorunlarını çözmeye yönelik olarak Kredi Garanti Fonu’nu etkin hale getirdik. Şu ana kadar 180 milyar tahakkuk var, 150 milyar civarında da bir teminat veya kullanılmış para var.” diye konuştu.

Aynı şekilde Eximbank’ın ihracatçılara sunduğu finansman imkanlarını genişletecek düzenlemeleri de hayata geçirmeye başladıklarını kaydeden Yıldırım, fikri mülkiyet hakları ve patent konularında da reformlar gerçekleştirdiklerini ifade etti.

İhracatçılara hususi pasaport verilmesine imkan sağlayan düzenlemeyi gerçekleştirdiklerini dile getiren Yıldırım, katılanlara “Siz de kullanıyorsunuz değil mi?” diye sordu. Katılımcıların bazılarının bu pasaport hakkından faydalanamadığını belirtmesi üzerine Yıldırım, “İhracatçı olunca zaten bir miktarı bulunca alabiliyorsunuz. Eğer yetmiyorsa yine de oraya bakarız” cevabını verdi. Bu pasaportun herkese verilemeyeceğini ifade eden Yıldırım, zaman zaman “Türkiye ne kadar renkli bir ülke? Renk renk pasaportlarınız var” tepkisiyle karşılaştıklarını dile getirerek, “Bizden başka yerde de bu uygulama yok. Patenti Türkiye’ye ait” ifadelerini kullandı.

“SANAYİLEŞME BAĞIMSIZLIK KADAR ÖNEMLİ”

Sanayileşmenin milli bir dava olduğunu dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bağımsızlık kadar önemlidir. Onun için çok çalışacağız, birlikte çalışacağız ve inşallah ülkemizi çok daha güzel günler bekliyor. Yarınımız bugünden daha güzel olacak. Karamsarlığa yer yok. Birçok ülkenin elinde olmanın imkanlar bizde var, Allah’a şükür. Genç nüfusumuz, güven ve istikrar, başımızda dirayetli bir liderimiz Cumhurbaşkanımız. Bizi kim tutabilir? Çalışacağız. Hep beraber çalışacağız. Siz isteyeceksiniz biz yapacağız ama siz de üzerinize düşeni yapacaksınız. İhracatımızı artıracaksınız, cari açığımızı azaltacaksınız, istihdamı artıracaksınız. Yerlileştirme ve millileştirme için elinizi taşın altına koyacaksınız. Hazır almak kolay. Ne güzel ben kompresörü ne uğraşayım, gideyim dışarıdan alayım. İçerideki bakalım doğru çalışıyor mu, arıza yapar mı yapmaz mı mesela… Yanlış. O gayretler olmasaydı bugün bu hale gelmezdik. Türkiye her şeyi yapacak potansiyele sahip, imkana sahip. Nelere sahip olduğumuzu dışarı çıkıp oradan Türkiye’ye bakınca daha iyi görüyorsunuz. İçerideyken farkında değiliz. Lüzumsuz meselelerle birbirimizi yoruyoruz. Halbuki bu ülkenin hakikaten özel sektörü en büyük teminatı, en büyük geleceği. Çok iyi organize olamıyor, birbirimizin ayağına basıyoruz, nasırına basıyoruz ama dağınık da olsa, birbirinden kopuk da olsa adım adım gidiyor. Avrupa’nın beyaz eşya pazarının yüzde 60’ını, 70’ini almışız. Otomotivde muazzam bir ihracatımız var. Allah’a şükür bizim her alanda bizim yapamayacağımız, teknolojik olarak akıl olarak hiçbir iş yok. Her şeyi yapacak hem tecrübe birikimimiz var hem kapasitemiz var hem de kaynağımız var. Yeter ki enerjimizi dağıtmayalım. Bir yöne toplayalım ve hepimiz aynı yöne bakalım. Birbirimizle bir olalım, beraber olalım, güçlü olalım, birlikte Türkiye olalım. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. 1’le 1’i alt alta toplarsan 2 eder yan yana koyarsan 11 eder. Demek ki yan yana geleceğiz. Birbirimizin ayağına basmayacağız, çalışacağız, çabalayacağız. Gayret sizden destek bizden. İnşallah ülkemizi geleceğe taşıyacağız. Gençlerimizin hayallerini gerçeğe dönüştüreceğiz.”

İSO üyelerini çalışmaları dolayısıyla tebrik eden Yıldırım, “Türkiye üretiminin üçte birini siz yapıyorsunuz. 18 bin üyeniz var. İstihdamın yüzde 16’sı önemli bir organizasyon. Onun için sizlere güveniyoruz, size inanıyoruz ve her zaman yanınızdayız. Çünkü siz alın teri ve akıl teriyle para kazanıyorsunuz. Sadece para kazanmıyorsunuz ülkeyi de geleceğe taşıyorsunuz. Öyle parayla para kazanan sektörler ne kadar kazanırsa kazansın bizim için makbul değil. İz bırakması lazım iz, eser… Adam odur ki bu dünyada bıraka bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser. Bu kadar basit” diyerek konuşmasını tamamladı.

Yorum Yaz

Please enter your comment!
Please enter your name here